"Maria / Meryem" Geçen yıl “Faniler / Perishables” sergisiyle Yapı Kredi Kâzım Taşkent Galerisi’ne misafir olan Pınar Yolaçan bu yıl da “Meryem / Maria” sergisiyle sanatseverlerin karşısına çıkıyor. 20 Mart - 4 Mayıs 2008 tarihleri arasında Kazım Taşkent Sanat Galerisinde. tıklayın!

25 Mart 2008 YENİ MERAM FOTOĞRAF YARIŞMASI "Anne" tıklayın!


Beypazarı Belediyesi'nin Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu'yla birlikte düzenledikleri "Anadolu'nun Parlayan Yıldızı Beypazarı"Fotoğraf Yarışması için son katılım 29 Mayıs. tıklayın!


31 Mart 2008 MAKTEK KOMBİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Sevginin Sıcaklığı Gibisi Yok!" tıklayın!


23-27 Nisan 2008 DASK DOGAY "Doğada Görüntü Avcılığı Yarışması" Mersin-Mut tıklayın!


25 Nisan 2008 ANADOLU HAYAT EMEKLİLİK "Kadın Gözüyle Hayattan Kareler" tıklayın!


4-11 Mayıs 2008 FETHİYE 2008 "Fotosafari" tıklayın!


12 Mayıs 2008 1. EFOD FOTOĞRAF YARIŞMASI "Su İçin(de) 3 Çığlık" tıklayın!


19 Mayıs 2008 BEYŞEHİR ULUSAL FOTOĞRAFÇILAR BULUŞMASI FOTOSEL MARATONU tıklayın!


22 Mayıs 2008 TÜTEN TUR FOTOĞRAF YARIŞMASI "En Güzel Tatil Fotoğrafını Ben Çekerim" tıklayın!


26 Mayıs 2008 AKADEMİ ALBÜM ULUSAL FOTOĞRAF PROJE YARIŞMASI tıklayın!


30 Mayıs 2008 HSBC FOTOĞRAF YARIŞMASI "Görmek Dokunmaktır" tıklayın!

Sanal Galerimizde sizde fotoğraflarınızla yer almak isterseniz fotoğraflarınızı yükleyerek bizimle iletişime geçiniz info@pozitifnegatif.com

isim:
şifre:

giris temizle

şifremi unuttum
FOTOĞRAFA GİRİŞ
Zaman tünelinin ilk konusu aslında bir anlamda "bilgi tazeleme" üzerine. Fotoğraf tarihine dair aklımızdaki bilgilerin kısaca üzerinden geçeceğimiz bu ilk bölümde; Aristoteles'in toprağa yansıyan ışık oyunlarına yönelik yaptığı çalışmalarından, çekilen ilk fotoğrafa, obtüratörün keşfinden, Leica'nın piyasaya çıkışına kadar zihinlerimizdeki fotoğraf bilgilerini bir araya toparlayacağız.

Kelime kökünden başlayacak olursak, fotoğraf Yunanca iki kelimenin birleşiminden meydana gelmiş. Photo: ışık ve Graphe: yazı sözcükleri yan yana sıralanmış ve ışıkla yazmak, çizmek belki de en doğrusu belgelemek gibi bir anlam oluşturmuş. 

Herhangi bir görüntüyü, ilgili aletleri ve malzemeleri kullanarak, kimyasal maddeleri de yeri geldiğinde işin içine katarak özel bir satıh üzerine geçirmek ya da kaydetmek veya pozlamak olarak tanımlayabiliriz fotoğrafı. Onu yaratansa karanlık bir kutuya açılan ufacık bir delikten sızan ışıktı...

Camera Obscura adı verilen karanlık kutu ve iğne deliği ilişkisi basit bir fizik kuralıyla temellendiriliyor. Bu küçük delikten sızan ışık, karanlık ortamın karşı yüzeyine ters olarak düşer. Görüntünün ters olması ışığın delikten geçerken kırılmasından kaynaklanır. Karanlık kutunuz ister oda büyüklüğünde olsun ister sandık büyüklüğünde, bu kural değişmez.

İlginçtir ki fotoğraf makinelerinin geçmişi, fotoğrafın kendisinden yaklaşık 250 yıl daha eskiye dayanır. Bunun en büyük nedeni, bir yüzey üzerine aktarılan görüntülerin işlevinin makinelerden çok daha geç bulunmasıdır. Fotoğraf, önceleri ressamlarının çizimlerini kolaylaştıran bir araçken daha sonraki tarihlerde başlı başına bir sanat dalı olabilmiştir. Fotografik anlamda ilk kaydı gerçekleştiren ressam Louis Daguerre de karanlık kutuyu resim yapmak için kullanıyordu. Daguerre'nin "Daguerreotype" olarak adlandırılan buluşunda, sanatçı, ışığa hassas bir maddeyi, gümüş iyodürü bakır bir levha üzerine sürmüş, karanlık kutuyu kullanarak pozlamayı yapmış, civa buharında gerçekleştirdiği banyo işleminden sonraysa, sodyum hiposülfit kullanarak tespit işlemini gerçekleştirmişti.

150 yıllık bir geçmişe sahip fotoğraf, diğer sanat dallarıyla kıyaslandığında belki genç sayılabilir. Ama 150 yıl içinde öylesine hızlı bir gelişme yakaladı ki, bugün teknolojinin ulaştığı son noktada bir fotoğrafın istenilen şekilde çekilebilmesi için her türlü imkan ve kolaylığı sağlan teknik teçhizat bulmak mümkün. Fotoğrafın temel işleyişine ne derece uygun düşüyor tartışılabilir ama dijital makinelerle artık bir görüntünün pozlanabilmesi için filme ve dolayısıyla banyoya bile gerek olmayışı da karşımızda duran bir gerçektir.

Aristo'nun çalışmaları... 

Işığın düz bir yüzeyde pozlanmasını, yüzyıllar öncesinde Aristoteles (İ.Ö. 322- 384) fark edebilmişti. Işığın çeşitli özellikleri ile ilgili çalışmalar yapan Aristo, ormanlık alanlarda gün ışığının toprakta oluşturduğu etkileri gözlemiş ve güneş tutulmasını bu yolla tespit etmeye çalışmıştır.

Cebir İbni Hayyam ise 8. yy. da ilk defa gümüş nitratın karardığını keşfetmiştir.

Leonardo Da Vinci'nin karanlık kutusu...

Karanlık kutularla ilgili ilk tanıma 13. yy. Arap yazmalarında rastlanır.

15.yy.da ise ünlü ressam Lenonardo Da Vinci karanlık kutunun ayrıntılı bir tanımını yapar: "Karanlık bir odanın duvarına açılacak bir deliğe, bir mercek yerleştirildiği takdirde dışarıdaki manzaranın görüntüsü karşı duvara ters olarak yansır". Bu tanım, basit bir yaklaşımla, fotoğraf makinelerinin çalışma mekanizmasını ortaya koymuştur. Küçük bir delik açmak suretiyle yapılan karanlık kutuların en büyük sorunu ışık miktarı ve netlikti. Delik küçüldüğünde ışınlar daha iyi ayıklanıyor ve net bir görüntü elde ediliyordu. Tabii ışık miktarının azalması başka sorunları beraberinde getirmekteydi.

Makinesiz, tambursuz, hatta filmsiz, ilk tersine fotoğraf gösterisi...

Daha sonraki yıllarda karanlık kutunun geliştirilmesi için çalışıldı. 16.yy.ın sonlarına doğru İtalyan Fizikçi Della Porta Giovanni, ışığın geçtiği deliğe ince kenarlı bir mercek koyarak net ve aydınlık bir görüntü elde eder. Giovanni evinin bir odasının duvarına açtığı deliğe de bir mercek yerleştirir ve zamanın ilk fotoğraf gösterisini yapar. Tabii Giovanni'nin odadaki arkadaşları duvara yansıyan ters oyuncuları seyredince paniğe kapılırlar. Engizisyonla karşı karşıya kalan Giovanni, ülkesini bir süre terk etmek zorunda kalır. Bu aynı zamanda, tarihteki ilk fotoğraf makinelerinden biridir.

Gümüş tuzlarının ışık etkisi

1727'de Alman Profesör Johann Heinrich Schulze, tebeşir tozu ve gümüş nitrat sürülmüş bir kağıdın üzerine konulan bir şeklin güneşe tutulduğu takdirde, kağıt üzerinde görüntüsünün meydana geldiğini ispatlamıştır. Böylece gümüş tuzlarının ısı ile değil de ışık etkisi ile değişime uğradığı öğrenilmiş oldu.

Sandık büyüklüğündeki karanlık kutular

İlerleyen yıllarda karanlık kutular oda büyüklüğünden sandık boyutlarına kadar küçülür. Merceğin kalitesi yükseltilir. 17. yy.'da Camera Obscuraları ressamlar kullanmaya başlar.Özellikle manzara ve mimari tarzda çalışan ressamlar, karanlık kutuların arkasına koydukları şeffaf kağıtlar üzerine perspektifi düzgün resimler yapabiliyorlardır.

Netlik bulundu

Yine 17. yy.da John Zahn adındaki bir Alman papaz Camera Obscurasının önüne, ileri geri oynatılarak netlik yapan bir mekanizma yerleştirir. Zahn, yüksekliği 30 cm., uzunluğu ise 60 cm. civarında olan bu tek objektifli refleks makineye, içeri giren ışığın şiddetini ayarlamak için merceğin içine bir diyafram yerleştirir, üstten bakıp daha rahat çalışabilmek için de görüntüyü üste yansıtan bir ayna koyar. Yani tek eksik optüratördür. 

Ve, ilk fotoğraf...

Tarih 1826 yılını gösterirken, dünyada bir yüzey üzerine pozlanabilen ilk fotoğraf Jozeph Niepce tarafından çekildi. Niepce'in, manzara çekimi tam 8 saat sürdü. Işığa duyarlı bir tür asvaltı, kurşun kalay karışımı plakanın üzerine sürüp evinin duvarına monte eden fotoğrafçı, duvara açtığı küçük delikten, pencerenin dışındaki manzarayı bu plaka üzerine kaydetti. Onun bu buluşuna güneş ile saptama anlamına gelen Heliografi adı verilir.

Niepce'e "Fotoğrafçılığın babası" unvanını kazandıran bu buluş, 8 Aralık 1827 de İngiltere'de açıklanmıştı.

8 saatten 1 dakikanın altına...

Fotoğraf sözcüğü ilk defa Sir John Herscel tarafından telafuz edildiğinde takvimler 1839'u gösteriyordu. Aynı yı1 fotoğrafla ilgili birçok gelişme birbirini izledi. En önemlileri de şüphesiz, Louis-Jaques Monde Daguerre'nin negatif-pozitif baskı buluşu ve Jozeph Patsval'ın fotoğraf çekim süresini bir dakikanın altına taşıdığı, 16 kat daha ışık geçiren mercek buluşudur. Bilim çevrelerinin tarihin ilk fotoğrafçısı kabul ettiği Londralı tanınmış matematikçi W.H. Fox Talbot ise yine baskı alanındaki çalışmalarıyla 1839'un özel bir yıl olmasına katkıda bulunmuştur.

İlk fotoğraf stüdyosu

Amerika'da fotoğrafla ilgili ilk patent 8 Mayıs 1840'ta Alexander S. Wolcott'a verildi. Patentin verilme sebebi, "üzerine ışık saçan ışınların ve diğer ışınların etki edeceği şekilde ayarlanmış levhalar ve içbükey bir yansıtıcı ile benzerlikleri çekme yöntemi" idi. 

Alexander Wolcott'un, fotoğrafa olan ilgisi, 1840 Mart'ında NewYork'ta bir portre stüdyosu açmasını sağladı. Wolcott'un insanların portrelerini çektiği dükkanı kuvvetli bir ihtimalle dünyadaki ilk fotoğraf stüdyosuydu. Daha önce teleskoplar üzerine çalışan Wolcott, fotografik levhada ışığı yoğunlaştırmak için, mercek yerine teleskoplardaki benzer bir çeşit ayna kullanarak yeni bir fotoğraf makinesi geliştirdi. Yaptığı yenilikle, poz süresini kısaltmayı başardı. Başka bir aynayı da, fotoğrafını çektiği insanların üzerine yansıtarak ışıklandırma sağladı ve fotoğraflar daha detaylı bir sonuca ulaştı. 

680 kg.'lik fotoğraf makinesi

1840'lı yıllar fotoğrafın yaygınlaştığı dönemdi. Bu dönemdeki en büyük sorunsa fotoğraf makinelerinin hem çok büyük, hem de çok ağır olmasıydı. Neredeyse ufak bir oda büyüklüğündeki bu makineler 680 kg.lık ağırlığındaydı ve 280 cm. odak uzaklığında objektifler kullanılıyordu. 1858 yılında Londralı fotoğrafçı Thurston Thompson'un kullandığı fotoğraf makinesinin eni 91 cm. boyu ise 366 cm. di. Makine ancak ray üzerinde hareket ettirilebiliyordu. Birkaç yıl sonra bu ağır ve hantal makinelerin boyu 92 x112 cm. e kadar düştü. 

Büyük boy fotoğrafın zahmeti...

İlerleyen yıllarda makineler giderek küçülmeye ve hayat da daha kolaylaşmaya başladı. Yine de makinelerin üç ayak üzerine oturtulmaları şarttı. Böyle olunca hareketli fotoğrafların çekimi neredeyse imkansızlaşıyordu. Küçük boy fotoğraf çekip, onu baskıda büyütmek icat olununcaya kadar, dönemin fotoğrafçıları şimdikilere göre devasa boyutlardaki bu makinelerle her türlü çekimi yapabilmiş hatta Roger Fenton, Kırım savaşını fotoğraflamıştır. 

İlk fotoğraf kitabı: "Doğanın Kalemi"

1844 yılında ilk fotoğraf kitabı yayımlandı. Fox Talbot'un kaleme aldığı kitap "The Pencil of Nature" (Doğanın Kalemi) adını taşıyordu.

İlk basın fotoğrafı

Dünyanın ilk basın fotoğrafı sayılabilecek kare, 1850 yılında Benjamin Franklin'in, parçalanmış yılanı gösteren fotoğrafıydı ve Pransilvanya gazetesinde yayınlandı.
Gazete fotoğrafını yaygınlaştıran kişi ise Jozeph Pulitzer'di. 1890'larda Pulitzer'in "Worlde" adlı gazetesine Amerika'nın her köşesinden fotoğraf yollanıyordu.

Obtüratörün keşfi

Bugün kullandığımız anlamda enstantane fotoğrafının çekilmesi için, çekim süresinin 1 saniyenin altına düşmesi gerekiyordu. İşte obtüratörün keşfi ve hızlı fotoğraf plakalarının 1870 yılında bulunmasıyla fotoğrafın teknik engelleri ortadan kalkmış oldu.

"Kodak" markalı fotoğraf makineleri piyasada

1888 tarihinde artık genel hatlarıyla fotoğraf makinesi hazırdı. Hareketli fotoğraf da çekilebiliyordu. Bu tarihte diğerlerine göre çok daha küçük ve kullanışlı olan fotoğraf makinesini George Eastman, "Kodak" markası ile piyasaya sürdü. "Siz düğmeye basın, gerisini o halleder" Kodak'ın o sloganıydı. Makineler herkes tarafından büyük ilgi gördü.

Leica efsanesi başlıyor

Günümüzde fotoğrafçıların hayallerini süsleyen bir marka olan Leicalar piyasa çıktığı tarihten itibaren her yönüyle özel olduğunu kanıtlamıştı. Her şey, 1920 yılında Almanya'nın Wetzlar kentinde Ernetz Leitz'in, optik aletler üreten firmasında sinema filmi üzerine fotoğraf çeken bir makine geliştirmesiyle başladı. Leitz'in Lei hecesiyle "camera"nın ca hecesinin birleşiminden doğan Leica, o tarihten itibaren fotoğrafçıların vazgeçemediği marka olmayı başardı. Bugün fotoğraf camiasında "duayen" olarak kabul edilen birçok ünlü ismin tercihi de yine Leica olmuştu.

İlk refleks makineler üretildi

1937, Exakta firmasının modern anlamda tek objektifli refleks makineleri piyasaya sürdüğü yıldı.

Osmanlı'da fotoğrafa kısa bir bakış